Ana Menü
GENEL BİLGİLER
Göletköyü tarihi
Göletköyü kültür yapısı
Muhtarlık
Yerel el sanatları
Göletköyü HacıAhmet Sülalesi
Ekonomi
Alt yapı bilgileri
Karagöl ve Akkaya
Coğrafya-İklim
Nüfus
Gölet Gonuşuğu
Kütük bilgisi
Göletköyü Harita
Çeviri
  • GOLET.TR.GG +
    Bilgi Güçtür, Paylaştıkça Büyür!

    GÖLET KÖYÜ

    Konusma Agzi

    Gölet Köyü konuşma Ağzı
    Gölet Köyü / Kargı


    -A-
    Abu: Abla. “Abuma haber verin”
    Acuk: Yabani acı elma
    Acuğu çıkmak: Çok zayıflamış, şekli değişmiş olan. “Şu haline bak! Acuğun çıkmış.”
    Ada: Irmağın menderesleri arasında kalan toprak parçası. “Adayı gene ırmak basmış diyorlar. Gidip bir bakacağım.”
    Ağnanmak: Çamur veya toz içinde yatarak yuvarlanmak, her tarafı çamur veya toz etmek. “Kömüşler çamurda ağnanıyorlardı”
    Allem: Sonucu tahmin edilemeyen durumlar için kullanılan, “Allah bilir” anlamına gelen “Allah-ü alem” kelimesinin kısaltılmış şekli “Allem gelecek, geleceğim demişti”
    Amruksamak: Arzu duymak, imrenmek
    Asmak: Ağır gelmek. “Çuvaldaki son bir kürek pirinci de koyunca, terazinin kefesi aşağı doğru astı.”
    Astırmak: Ağır gelmek. “Tahterevalliye sen binince üçünü de astırdın.”
    Atanak: Çocukların ok atma aleti için yaptıkları oyuncak yay.
    Avloğ: Bahçe veya tarlaların etrafına dikenli çalılarla yapılan çit. “Avloğya diken kesmeye gidiyorum.”
    Aydaş: Çok cılız, eneze, hastalanacak kadar zayıf, bir deri bir kemik olan kimse. “Şu haline bak! Aydaşın çıkmış”
    -B-
    Banak: Lokma, Yufka ekmeğin dürülerek yenebilecek kadar olan parçası “Ben banağımdan artırarak bu günlere geldim.”
    Banmak: Lokmayı yemeğin suyuna sokmak. “Ekmeği yemeğe bandım, hemen ağzıma attım.”
    Banakçı: Onun bunun yemeğinden faydalanan, çöplenen kimse.
    Bar: Beraber, birlikte. “Bekle de, ikimiz bar gidelim”
    Barıkmak: Susamak
    Bıdıl bıdıl: 1) Kısa adımlarla çabuk yürüyen kimse. “Bıdıl bıdıl dolaşıyor.” 2) İş gördürmeyen ayak altında çok dolaşan çok hareketli çocuklardan söz ederken beğenilmeyen bir davranışı anlatır. “Aman! Bıdıl bıdıl ayağımın altında dolaşıyor.”
    Bıdımık (Bıdımıcık): Azdan daha az, çok ufak veya küçük.“Ekmeğin kenarından bıdımık ısırmış.”
    Bılkımak: Olgunlaşmış, en olgun halini almış her türlü meyve. “Bu kavun bılkımış bir kaşıkla yemeli”
    Biçik: İnek yavrusu.
    Bidümük. (Bak: Bıdımık)
    Biki: Birkaç, bir miktar. “Biki onlara gittik geldik.” “Biki malzeme aldık.”
    Bilik: 1) Ocaklarda saç altında ya da köy fırınlarında pişirilen iki kişinin doyacağı büyüklükte ekmek. “Tek başına bir biliği yedi.” 2) Çelik-çomak oyununda (Değnekle ve bir çomakla oynanan bir çeşit oyun) sayı “Üç bilik aldım.”
    Bişi: Saç üzerinde pişen yufkaların üzeri yağlı sütle ıslanarak üstüne yeni açılan yufkanın konulmasıyla pişmesi için ateşe çevrilen ve bu şekilde yeni yufkaların eklenmesiyle kat kat yapılan ve daha çok bayramlarda pişirilen ekmek. Bu ekmek içine gene köylerde yapılan un helvası konularak yenir.
    Bizehem (Bizeğem): Çok az, çok küçük miktarda. “Bizehem düşün”
    Boğba: Akılsızca iş yapan kimse. “Boğba yapmasaydı.”
    Boğsa: Dolapların, sergenlerin üst kısmı, yüksek yer. “Lütfen, şunu boğsaya koy.”
    Burulğan: Kramp, adale kasılması, Şiddetli ve ani olan sancı. “Ne yapsak! Hayvanın karnında burulğan var.”
    Buzoğuİnek yavrusu.
    Bükelek Tutmak (Cız tutmak, külek tutmak) : Özellikle yaz aylarında irice bir sinek türünün büyükbaş hayvanları ısırarak onlardan ayrılmaması, onları rahatsız etmesi. “Koş! İnekleri :Bükelek/Cız/Külek tuttu. Hepsi bir tarafa dağıldı.”
    Büslegeç (Büsleğeç): Pişirilecek yufkanın saç üzerine konulmasını, aktarılmasını ve yufkanın saç üzerinden alınmasını sağlayan uzun, dar, ince ve yassı tahtadan yapılmış alet
    -C-
    Calay: Konuşma sorunu olmadığı halde kulağı duymaması sebebiyle konuşamayan kimse.“Konuşsana be adam! Calay mısın?”
    Cazu: Terbiyesiz, her zaman bencil ve ne pahasına olursa olsun haklı olmak için çabalayan kadın. “Cazuluk yapma”
    Cıbır: Cıbıl kelimesinin değişmiş şeklidir ve üzerinde hiçbir şey bulunmayan kimse veya üzerinde hiçbir şey yetişmeyen, verimsiz toprak. “Adamın kafası cıscıbır olmuş.” “Tarla cıbır kaldı.”
    Cidoğ: Pis ve kirli olmak, “Gömleğin yakası cidoğ gibi olmuş”
    Cıfıt: Sinir edici, moral bozucu kimse. “Çok cıfıt birisi, ne diyeceğimi şaşırdım.” “Adamı cıfıt etme.”
    Cırmalamak: Kedilerin tırnaklarıyla yaptıkları saldırı hareketi. “Kedi kapıyı cırmalıyor.” “Kedi elimi cırmaladı.”
    Cırmık atmak: (Bkz. Cırmalamak)
    Cırmık: Kedinin cırmıklama sonucunda bıraktığı tırnak izi. “Şu cırmık izlerine bak.”
    Cıynak: İnsan ve hayvan tırnağı.
    Cız tutmak : (Bkz. Bükelek tutmak)
    Civan: Tarla sahipleri tarafından bentten suyu tarlalara getirmesi için görevlendirilmiş, parayla tutulan kimse.
    Cizlembe:Bazı yörelerde cozurtma dendiğide gözlenmiştir.şuan kullanılan ismi kırep'tir.
    Coştar (Çöştür) : İyi veya kötü her işin önünde koşan, kendine iş arayan gösteriş düşkünü kimse. “Bak! Coştar gene ortada iş hallediyor.”
    Curu: Tadı beğenilmeyecek kadar duru. “Anne ya, bu çorba çok curu olmuş.”
    Cümbüzük: Her şeye ağlayan. “Bırak! Ona şaka yapılmaya gelmez. Cümbüzüğün tekidir. Hemen ağlar.”
    -Ç-
    Çalmaç:Mısır unundan yapılan yemek türü.Çorba.
    Çalmak: Kenara çekilmek. “Veteriner, Ahmet’ten hayvanın poposunu kenara çalmasını istedi.”
    Ça(ng)ılmak: Kafa üstü yere düşmek. “Kamyon köprüden aşağı dikdepe ça(ng)ıldı.”
    Çarşak: Ayaklarını birbirine çarparak yürüyen insan veya hayvan
    Çatkı: Gelin başına takılan kırmızı, yeşil renkli iki yazmanın örtülmesi.“Gelinin çatkısı bağlanırken annesi ağlıyor ve babası dışarıyı seyrediyordu.”
    Çeşme: Musluk anlamında kullanılır. “Çeşmeyi ört de gel!”
    Çıkma: Balkon anlamında kullanılır.
    Çokmak: Köpeğin saldırması. “Köpekler üzerimize üzerimize çokuyorlardı.”
    Çokratma: Kaynatılmış mısır ya da buğday, hedik.
    Çördük: Küçük armut,bazı yörelerde yaban armududa denir.
    Çörüş: Köy düğünlerinde konuklarla ilgilenen kimse, Konukbaşı.
    Çöştür : (Bkz. Coştar)
    Çulfa:Becerikli,iş bilen,eli işgören,
    -D-
    Dağnamak: Kınamak. “Dağnama, başına gelir.”
    Da(ng)suğa gitmek: Yapılan işin acayip karşılanması ve kabul edilebilir olmaması. “Annesinin elini öpmek yerine kibar bir şekilde sıkması da(ng)suma gitti. Senin gitmedi mi?”
    Daraba: Bahçenin sınırlarını belirleyen ve etrafını çeviren parmaklık. “Bahçeye girerken darabadan atlamışlar.”
    Dasdingil: Gideceği yere gerekli hazırlığı yapmadan giden kimse. “Otele dasdingil gelmişim. Yanımda ne pijamalarım, ne de param var.” “Dasdingil pikniğe gitmişiz. Aç kaldık.”
    Davgun: 1)Yaptığının cezasını gene kendisi çeken. “Davgunuma yapmasın. İşte böyle olur.” 2) Taun hastalığı, veba “Davgun bile yapışmaz.”
    Değnekçi: Köy düğünlerinde düğünün önünde koşan, düğün öncüsü.
    Depük: Tekme. “Depüğü yiyince yere serildi.”
    Dığdığı:1) Kalbur altına geçecek kadar küçük pirinç parçaları veya kırıntıları. 2) Uzak akraba. “O mu? Çok uzaktan akraba. Dığdığının dığdığı.”
    Dırga: Yapılan hiçbir işten memnun olmayan, sürekli sorun çıkaran kişi, oyunbozan. “İşi onun istediği gibi yapın. Gene dırgalık yapar, başımıza dert olur.”
    Dilçuk: Dilin üzerinde çıkan, acılı, beyaz kabarcıklar. “Dilimde dilçuk çıkmış.”
    Dilik: Dilinmiş olan, keskin bir aletle ayrılmış yer ya da şey. “Elbise dilik dilik olmuştu.”
    Doğah: Camız (Kömüş) türü hayvanlara “dur” anlamındadır.
    Do(ng)ra: Elin üstünde oluşan kabuklanmış kir. “Eli do(ng)radan çatlamıştı”
    Dolu Pazarı: Kusur pazarlarından sonra kurulan pazarlar. (Bkz. Kusur Pazarı)
    Dombu (Dombi): 1) Çam ağacından yapılan su kabı, Senek. Plastik su bidonları için de bu kelime kullanılmaktadır. 2) Çocuklar arasında çok şişman olanlar için kullanılır. “Bizim dombi geliyor, arkadaşlar!”
    Durgutmak: Durdurmak “Onu yolda durguttum, nereye gittiğini sordum.”
    Düşük: Her gördüğünü isteyen. “Çok düşük bir çocuk”
    Düve:Büyük baş hayvanların dişisinin doğumdan gebeliğe kadar olan süreçteki adıdır.
    -E-
    Ebcük: Zurnanın ağza alınan ve üflenince ses veren kamıştan yapılmış parçası
    Eci: Abla, kardeş “Aman ecim sen de!”
    Ede-Göde: Çocuklar tarafından yapılan hem oyun ve hem de yağmur duasıdır. Çocuklar toplu halde ev ev dolaşarak pirinç, yağ ve tuz toplarlar. Topladıklarını ya pişirir ya da pişirttirerek yerler. Bu pilava Ede-Göde pilavı denir.
    Eğşi:Elma,armut,pancar gibi meyvelerin posası çıkarılarak hazırlanan pekmez.
    El atmak: Yardım etmek, tamir etmek “Arabaya bir el atta çalıştıralım”
    Emi: “Tamam mı? Unutma!” anlamında tembih sözü. “Gidersen ona selamımı söyle emi.”
    Ersün: Hamurları kesmeye yarayan, demirden yapılmış, ağzı geniş bir çeşit spatula.
    -F-
    Ferfene: Köylerde insanların bir araya toplanıp kebap yapıp, eğlenmesi.
    Feşel: Daha çok küçük çocuklar için yerinde duramayan yaramaz arsız ama aynı zamanda sevimli. “Bak şu feşele! Gene ortalığı karıştırmış.”
    Filke: Musluk.
    Fişgen:Ağacın yeni çıkmakta veya çıkmış dalı.

     

    -G-
    Gadak: Kardeş, arkadaş.
    Galdırgavşak: Çok gevşek, çok bol “Masa galdırgavşak olmuş”
    Gapcuk (Kapcık) : 1)Mısırın bitkisinin dışındaki kabuk. “Mısırı kapcuklarından çıkarıp, birbirine bağladılar.” 2) İnsanları aşağılamak için kullanılan bir hakaret sözü. “Gapcukluk yaptı gene. Sinirlerim bozuldu.”
    Gandil:Büyük ağaç parçası.“La mıstaa gandili gıy veremmi.”
    Gayren: Etkili olmak, sözü geçmek. “Ona gayrenim geçer, beni kırmaz.”
    Gavsa: Göğüs
    Gavsa daralmak: Göğsü sıkışmak, bunalıma girmek. “O küçücük odada gavsam daraldı”
    Gavşamak: Gevşemek “Sandalyenin ayakalrı iyice gavşadı”
    Gavuç: Fıtık çıkması veya fıtığı çıkmış kimse. “Ahmet gavuç olmuş”
    Gavucu çıkmak: Fıtık olmak.
    Gem: Ekin demetini bağlamak için kullanılan gene ekinden yapılan ip.
    : “Kız” kelimesinin kısaltılmış şeklidir, “Be” ünlemine yakın bir anlam ifade eder. “Öyle değil mi gı?”
    Gınıkmak: Sıvı şeylerde yeteri miktara ulaşmak, kanıkmak. Genellikle “gınıkamamak” şeklinde olumsuzu kullanılır. “Yahu o kadar terlemişim ki; suyu içiyorum, içiyorum gınıkamıyorum. Tam beş bardak su içmişim.”
    Gıy:Kıymak.
    Godoş: Kendisini üstün gören, kendini eki sanan, kafası çalışmaya kimse. “Bak! Nasılda godoşlana godoşlana yürüyor.” “Seni böyle bırakır giderler işte, akıllı godoş!”
    Godoşlanmak: Hindi gibi kabaran, kendini diğer insanlardan üstün gören kimsenin hal ve tavırları. “Baksana! Godoşlana godoşlana yürüyor.”
    Godu: Hindi, ibi.
    Gol: Helâ, Tuvalet.
    Gopça:Düğme.“Ana gopcam goptu,dikivisene.”
    Goğunsamak: Yanık kokusu olan. “Et sanki goğunsumuş.”
    Göde: Kurbağa.
    Gögercük (Gövercük) : 1)Ham, olgunlaşmamış meyve 2) Bitkilerin yeşermiş hali.
    Gölbez: Köpek yavrusu. “Gölbez gibi bağırdı durdu, susturamadık.”
    Göper: Tarlalarda veya arazide toplanmış taşların meydana getirdiği yığın.
    Görebi: Dikenli çalıları kesmek amacıyla (Bu çalılar özellikle çit yapmakta kullanılır.) kullanılan ucu eğritilmiş bir çeşit kesici alet.
    Gözlük: Bağdadi ve Kandil evlerde ocağın yanında bulunan küçük raflar.
    Gudurak: Lades.
    Gunnamak: Kedi için yavrulamak. “Bizim kedi dün gece gunnamış.”
    -H-
    Hapaz: Bir avuç dolusu. “Cebime hapaz hapaz leblebi koydu.”
    Harhar : Çok büyük çuval.
    Harpuçlamak : Bir şeyi avuç ve parmaklarını kullanarak ezmek. “Yemeği gene harpuçladı.”
    Haya (He ya): “Öyle değil mi?” anlamında kullanılan bir ünlem. “Geçen gün gene buraya oturmuştuk. Haya?”
    Hayat : Köylerde yaylımdan dönen hayvanların ahırlarına girmeden önce dinlendikleri üstü kapalı etrafı açık yapı.
    Hel: Doğana verilen yöresel adtır.
    Heleme : Özelliğini kaybedecek kadar birbirine karışmış olan. “Nasıl kaynattın, yemekteki patlıcanla pirinç heleme olmuş.”
    Helkek : Helke.
    Hepücük
    Herkil: Yiyeceklerin muhafaza edilmesinde de kullanılan küçük ambar. "Yumurtaları herkile koymuştum, oradan alıver.”
    Holpak : Geniş, bol. “Bebeğe elbisesi çok holpak geldi.”
    Holtan: Çarıklara su ve çamurun sızmasını önlemek için konulan parça.
    Hopan: İri, çok etli. “Hopan erik mübarek”
    Hopur: Acuk denilen aşısız, yabani elmanın dilimlenerek pişirildikten sonra tiliz çuvalda sıkılarak posasından ayrılarak yapılan bir çeşit yiyecek.
    Hortlu : Küçük ve bakıma muhtaçken annesi ve babası ölen çocuk. “Ha onlar mı? Daha beş günlük iken bir trafik kazasında hortlu kalmışlar.”
    Höbelen: İlkbaharda çıkan ve yenilebilen bir mantar türü.
    Hökümlü olmak : Müdaresiz ve gururlu olmak. “Baksana hökümlü hökümlü yürüyor.”
    Höldür höldür : Çok bol. “Bu pantolonu giymem, baksana höldür höldür.”
    Höldür höşek: Çok bol ve esas şeklini kaybetmiş olan eşya. “Şu halıya bak! Höldür höşek olmuş.”
    Höşeltek:
    Hölpüm: Bir yudum. “Bir hölpüm kahve bile vermedi.”
    Hüşkü: Süprüntü, çöpe atılacak küçük şeyler. “Hüşküyü faraşa topladı ve çöp kutusuna yöneldi.”
    -I-
    Imırga: Körpe, taze. “Imırga salatalığı severim.”
    Ingıldamak: Kımıldamak, konumundan hafifçe uzaklaşmak. “Bu adamı yerinden ıngıldatamıyoruz.”
    Irıp: Düzenbazlık, aldatma işi.
    Irıpçı: Düzenbaz, aldatıcı kişi. “O, ırıpçının biridir. Dikkatli ol.”
    -İ-
    İbi : Hindi.
    İbik: Kenar, köşe, uç taraf. “Parmağı kopmuş, sadece derinin ibiği tutuyordu.”
    İçitmek : Ceviz, fındık gibi sert kabuklu meyvelerin içinin çıkartılması. “Cevizleri içittim mi?”
    İlsinmek (Elsinmek): Yabancılama, yabancı sayma. “Beni hala ilsiniyor.”
    İşşş! : Acıma ve beğenmeyi ifade eden bir hayret ünlemidir. “İşşş! Nasılda acıdan kıvranıyor. Yavrucak” “İşşş!Bu ne böyle ya! Mükemmel olmuş.”
    -K-
    Kabran:İnce tahtalardan bükülerek, silindir biçiminde yapılan kutu. “Bir kabran dolusu yağ aldım.”
    Gadunum: oh gadunum, Gadunum Allahım. Beğenilen ve hoşa giden şeyler için kullanılan bir ünlemdir. “Oh kadunum! Ayranda bu sıcağa iyi gitti.”
    Kâha: Kâha tavası denilen kenarı alçak, Genişçe tavanın içinde yağda kızartılarak yapılan içi boş hamur işi. “Canım isterse kâha yerim / Durur durur daha yerim.”
    Kak: Elma, armut gibi meyveleri dörde bölünmüş parçalarından biri veya Diğer yiyeceklerde parça. “Bir kak elma versene” “Bir kak kuru ekmeği bana çok gördü.”
    Kalan: Bitmemiş kısım, artık. “Kalan işimize bakalım.”
    Kandil : Kalasları birbirine geçirmek suretiyle yapılan evlerde kullanılan her bir kalas.
    Kandil Ev : Kalas Kalasların birbirine geçirilmesiyle kurulan ev.
    Karaçanaklı: Yemek kapları ve tabakları pis olan aileye denir. “Onlar mı? Karaçanaklıdırlar.”
    Karşıgeçe : Akarsuyun veya çukurun karşı tarafı. “Irmağın kenarına geldiğim zaman, babamın beni karşı geçede beklediğini farkettim.”
    Kaş: Tepe.
    Kavurga (Gavurga): Mısırın ateşte patlamış hali
    Gazuk olmak : Hiçbir yere yakışmayan, hep ortada kalan için kullanılır. “O mu? Bırak! Hiçbir işe yaramaz kazığın (Gazuğun) tekidir.”
    Kesmük: Burunda kurumuş sert sümük parçası. “Elinde burnundan çıkardığı kesmüğü ile oynuyordu.”
    Kelik : Tarlaların kenarlarına tarlayı beklemek veya çalıştıktan sonra dinlenmek için ahşap malzeme kullanılarak yerden yüksek olarak inşa edilen kullanılışına göre bazen üç tarafı da kapalı, bazen sadece çatısı kapalı olarak yapılan baraka.
    Kerme: Hayvanların gübresine verilen isim.
    Keşen: Çeltik bitkisinin ekilmesinden önce suyla dolu tarlanın karıştırıp bulamaç haline getirilmesini sağlayan (Çeltik bu suyun durulmasında sonra ekilir.) hayvan veya traktörle çekilen ağaçtan yapılmış tarak biçiminde dişli araç.
    Keşen çekmek: Keşenle çeltik ekilecek tarlayı bulamaç haline getirmek.
    Kete : Düğünlerde takı dışında getirilen hediyeler. “Düğün evine kete götürdün mü?”
    Kete Çıkarmak : Düğünde düğün evine götürülen takı dışındaki hediyeler.
    Kevük: Mutfaklarda kullanılan çatal türü bir alet. Dalları aşağı çekmek için kullanılan ucu “V” şeklinde olan sopa.
    Kevük kesmek: Donacak kadar üşümek. “Dün gece soğuktan kevük kestim.”
    Kırık : Eşek yavrusu.
    Kıtırpiyos : Adi, Cimri “Bırak şu kıtırpiyosu. Bizi onunla uğraştırma”
    Kiren: Kızılcık ağacı ve meyvası.
    Klemşe:
    Konat (Konak): Köylerde düğüne dışarıdan gelen erkeklere ayrılan evlere düğü süresince verilen isim.
    Konuşuk : Konuşma
    Koyuk: Hoş, hoşa giden. “Davulun sesi uzaktan koyuk gelir.”
    Kovuz: Bir ölçek birimidir.'Bir kabı bugday dolduruken ağzında kalan bir parmak boşluğa denir.
    Kölek (Bükelek, Cız tutmak): Özellikle yaz aylarında büyükbaş hayvanları ısırarak onları rahatsız eden ve onlardan kolay kolay ayrılmayan irice bir sinek türü. “Koş!İnekleri kölek tuttu. Hepsi bir tarafa dağıldı.”
    Kömüş : Camız, manda.
    Kumpiri: Patates.
    Kunnamak (Bak: Gunnamak)
    Kupay: Bir cins av köpeği
    Kuruluk : Mahsulun kuruması için üstü kapalı, etrafı ehemmiyetsizce çevrili yer.
    Kusur Pazarı: Bayramlardan sonra kurulan pazar.
    Kül Temeği : Kandil evlerde kül dökmek amacıyla evin arkasında bulunan pencere.
    Küntüre : Akarsuların toprağı yememesi için ırmak kenarlarına ağaç dalları ve taşlar yardımıyla kurulan barikat, set.
    Kürük: Burnu kısa insan veya ucu kısa olan eşya. “Kürük burunlu çocuk.” “Kürük kazma”
    Küt : 1) Ucu sivri veya keskin olmayan “Bu bıçağın ucu küt.” 2)Belden aşağısı tutmayan kimse. “Küt cemal gene ellerine girdiği terliklerle yavaş yavaş sürünerek geliyordu.”
    -M-
    Mada: İştah, yeme isteği. “Lütfen üsteleme, adam almıyor.”
    Me: “Al” anlamında bir söz. “Me, al kitabını”
    Meh: Evcil eti yenilebilen hayvanların çağırılma sözüdür. “Meh, meh... Gel Sarıkız’ım gel.”
    Meksetmek: Bekletmek. Birini işinden alıkoymak. “Kusura kalma, seni meksettim.”
    Mengül: Bilezik
    Mındak: Kedi yavrusu
    Mintan: Birman bezi ile dikilmiş gömlek.“Gız mintanın sıkı güzelmiş.”
    Motor: Traktör “Motor, neredeyse çocuğu ezip geçecekti”
    -O-
    Oklağaç: Oklava
    Ot kabartan: Küçük taneli zarar vermeyen dolu. Buna ebem bulguru da denir.

    -Ö-

    Öllü(ng)körü : “Elinin körü” ifadesinin halk dilinde kullanılışı “Şuna bak bana öllü(ng)körü der gibi bakıyor”
    Ötegeçe : Akarsuyun veya çukurun karşı tarafı. “Sen ötegeçede ben bu geçede kalakaldık.”
    -P-
    Pezü: Hamur yassıağaçta açılmadan önce küçük hamur topları şekline getirilmesi. “Üç pezülük hamur kaldı.”
    Pı(ng)kılpıs: Bulgur ufağının suda kaynatılarak, içine tuz, soğan ve yağ konularak yapılan bir çeşit yemek.
    Pıta : Genellikle beyaz (az da sarı ve siyah olarak kullanılan renkleri de mevcuttur) kumaş üzerine siyah renkli baskı ile yapılan ve kadınların başların örtmekte kullandıkları 120’ye 120 örtü.
    Pinnik: Kümes. “Tavukları pinniğe koydum.”
    -S-
    Sadır: Hayvan sidiği. “Sizin dam çok sadırlı.”
    Saf: Ahmak, uyuşuk. “A benim saf oğlum”
    Sa(ng)sak : Saksağan
    Sarsuk : Hareketleri dengeli olmayan, akıl ve hareket olarak insani dengesini kaybetmiş gibi davranan. “Sarsuk sarsuk yürüyor ve sarsuk sarsuk etrafa bakıyordu”
    Sepken: Dolu. “Sepken tarlayı ezmiş, geçmiş.”
    Serit : Sırık kebabı yapılırken bir vasıtasıyla pişen etten toplanan yağ.
    Sergen: Dolap,raf.
    Seyisana: Bazı köylerde, düğünlerde zahire götüren erkek.
    Sığınamamak : Çok yiyerek rahatsız olmak. “O kadar çok yemişim ki sığınamıyorum”
    Sıvatlık : Köylerde su kenarına çamaşır yıkamak için yapılan etrafı örülü üstü açık mekan
    Sile: Herhangi bir tahıl ölçeğini fazlaca tahıl ile doldurduktan sonra kenar hizasından elle veya bir aletle fazlalıkların alınmasıdır. “Biz buğdayı silme koyarız.”
    Sivrik: Topraktan yeni çıkan tahıl yeşilliği.
    Sofa:Evin boş alanı,hol antre.“Sen sofaya çık geliyom.”
    Soyğun: Ölünün üzerinden çıkarılan giysiler.
    Su tutmak : Suyu akarsudan su kanalına aktarmak veya tarlayı sulamak. “Yarı ırmağa su tutmaya gidiyoruz.” “Tarlaya su tuttun mu?”
    Sürgeç: 1) Bulaşık yıkanırken kiri çıkarmak için kullanılan bez, el bezi 2) Bişiyi sütle ıslamak için kullanılan ucu bezli çubuk.
    Süyen: Bahçe veya tarlaların etrafına çakılan sivri kazık.
    -Ş-
    Şambal: 1)Yuvarlak ve elips şekillerinin gerçek şeklinde olmaması “Şambal bir daire olmuş” 2) Kafatasının simetriği olmayan kimse.
    Şambili
    Şellepçi: Yaptığı işi baştan savma yapan, hileli yapan veya hilesini gizleyen kimse için kullanılır. “O, şellepçinin yaptığı sandalyede oturulmaz, ya bozulur, ya da kırılır.”
    Şibi : Ördek yavrusu.
    Şibidik : Ayağa giyilen çok dar ve kısa giysinin görünüşü. “Şibi (Ördek yavrusu)’nin bacağı gibi” anlamında kullanılır.
    Şilepe: Yemiş ve tatlıların bıraktıkları yapışkansı leke. “Ellerin şilepe olmuş, bir yere dokunman onları yıkayalım.”
    Şişkin: Şımarık, kendini beğenmiş kimse. “O mu? Sakına! Şişkinin biridir.”
    -T-
    Taslık : Eski ev odalarında dolabın yanında veya tavana yakın yapılmış raf ya da raflar.
    Tehne : Tenha. “Tehne bir sokağa girmiştim, çok korkuyordum.”
    Teltük : El becerisi iyi olmayan, her şeyi elinden düşüren, kırıp, döken. “Teltük teltük hareketleri var.”
    Tepecik : Ekin halindeki buğdayın yığın hali.
    Tetmek: Kurumuş bir şeyin düşmesi veya asılı olan bir şeyin yerinden kurtulması. “Bir baktım ki, ceket tetmiş yere düşmüş. Hemen yerden aldım”
    Tırnakçı : İki kişiyi birbirine düşüren
    Tırsmak : Korkudan yapacağı işten vazgeçmek, geri dönmek. “Üzerine yürüyünce nasıl tırstı, gördün mü?”
    Tiliz : Kendir lifinden yapılmış çuval.
    Tiril: Kesin. “Senden tiril söz istiyorum.”
    Tiril tiril olmak : Çok ince olmak. “Yufka tiril tiril olmuş.”
    Tomoşo : Birinin üzerindeki giysinin katlanarak, buruşuk hale gelmesi. “Şu üstündekilere bak! Tomoşo olmuş.”
    Toruş: Bir kağnıyı çekmeyen camızlara yardım amacıyla getirilen camızlara verilen ad.
    Tot: Silindirik bazende dairesel yapılı cisimlerin genel adı.
    Tot çevirme: Bildiğimiz çocuk oyuncaklarından topaç yerine kullanılan isim.
    Tuzdağın olmak : Tuz taneleri kadar küçük parçalara bölünerek dağılmak. “Şekerlik çocuğun elinden düşünce tuzdağın oluverdi. Her parçası bir yere dağılmıştı..”
    -U-
    Ustun: Çatı inşaatında aşık adı verilen ağaçların en üstüne konulan aşık ağacı.
    Uymak : Sataşmak, kavga etmek. “Ama önce o bana uydu.”
    -V-
    Varivi: Yürü git anlamında bir kelime. “Varivi. Varivi. İşini gör de gel.”
    Vidik: Köpek yavruları bu sözcükle çağrılır.
    Viriyy (Vriyy): Şaşkınlık, hayret bildiren bir ünlem. “Viriyy !.. Başıma gelene bak.”
    -Y-
    Yantiri (Yantirik, yantiriş): Yan yan veya bir ayağı kısa olan kimsenin yürüyüşü. “Şuna bak! Yantiri yantiri gene bir yerlere gidiyor.”
    Yapaz: Boynuzları arkaya doğra yatmış olan büyükbaş hayvan
    Yanuç : Yengeç.
    Yama: Yamaç,yokuş.
    Yapışmak: El ile tutmak. “Çuvalı sırtıma koyacağım, kenarından yapışıver.”
    Yapuklu : Saçı taranamayacak kadar çok karışmış olan
    Yarınsı gün : Bir sonraki gün “Haberi aldığımız günün yarınsı günü yola çıktık.”
    Yarsımak: İmrenmek, nazar etmeden kendisinin de olsun istemek. “Ne güzel dantel, yarsıdım”
    Yaslağaç : Üzerin de hamur açılan dört ayaklı, yuvarlak yassı tahta, Yastığaç.
    Yazmak : Yaslalağaçta hamur açma işi. “Kız bu yaslağaçta ne güzel hamur yazılıyor.”
    Yazım ekmeği : Pişirilen yufkaların kuru olarak muhafaza edilmesi ve tüketileceği zaman ıslanarak yemeğe hazırlanması şeklinde kullanılan ekmek.
    Yedek : Genellikle kahvehanelerde çay suyunu kaynatmakta kullanılan küçük su tankı. “Yedek yavaş yavaş kaynıyor ve demliklerin yanından buharlar çıkıyordu.”
    Yeğnişek : Oldukça hafif, yeğin. “Bu çuval yeğnişek. Çocuk bile taşır.”
    Yelepmek: Bir şeyin rüzgarda dalgalanması. “Çarşaf rüzgarda aşağı yukarı yelepiyordu.”
    Yerişmek : Sonradan diğerlerine ulaşmak. “Siz gidin ben size yerişirim.”
    Yılankırkan : Çok cimri kimse. “O yılankırkanın biridir.”
    Yişek (Yeğnişek): Hafif “Oğlum sen de amma yişeksin.”
    Yiygü: Yenilecek şeyler.
    Yoka : Sığ, derin olmayan. “Suya baktım su çok yokaydı”
    Yunmak:yıkamak,yıkanmak.
    Yuvalak : Çeltiği kabuğundan ayırmak amacıyla harmanlarda kömüş(camız)lere bağlanarak çeltik üzerinde gezdirilen büyük ahşap silindir. Şekli hamur merdanesine benzer.
    -Z-
    Zeklenmek : Karşısındaki insanın sözü ve davranışı ile alay etmek veya espri yapmak,
    zevklenmek. “Benimle zekleniyorsunuz. Bir gün ben de sizinle zeklenirim.”
    Zehmeri:Kış ayının başlangıcı,aralık ayı.“Zehmeri girdi,havalar soğudu“
    Zevle:Sabana,kağnı arabası v.b gibi araçlara koşulucak hayvan için meşe ağacından yapılmış boynuna takılan boyunduruk.
    Zımzık: Yumruk. “Zımzığını tepsiye vurunca, sofra devrildi.”
    Zıvala: Yufka ekmek açılırken kesilen bir ekmeklik hamur, pezu
    Haberler
    Sponsor
    => Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=